EYVAH ÇOCUĞUM BİRİNDEN HOŞLANIYOR: Ebeveyn İçin Gelişimsel Yol Haritası

EYVAH ÇOCUĞUM BİRİNDEN HOŞLANIYOR: Ebeveyn İçin Gelişimsel Yol Haritası

EYVAH ÇOCUĞUM BİRİNDEN HOŞLANIYOR: Ebeveyn İçin Gelişimsel Yol Haritası

“Çocuğum birinden hoşlanıyormuş…”

Çocuğunun birinden hoşlandığını öğrenmek, özellikle erken ve orta ergenlik dönemlerinde ebeveyn için oldukça kaygı verici olabilir. Çünkü ebeveyn bazen çocuğunun yaşadığı duygunun ne kadar yoğun olduğunu görür ve şöyle düşüncelere kapılır:

“Daha çok küçük ama bunu hayatının en önemli şeyi gibi yaşıyor.”

“Sanki bu kişi onun için dünyadaki tek insanmış gibi davranıyor.”

“Derslerini, arkadaşlarını, günlük hayatını geri plana atarsa?”

“Ya bu kadar yoğun bağlandığı için karşısındaki kişinin her istediğini yapmaya başlarsa?”

“Ya reddedilirse ve çok ağır bir hayal kırıklığı yaşarsa?”

“Ya karşısındaki kişi bu yoğun duygudan faydalanırsa?”

“Ya onu arkadaşlarından, ailesinden uzaklaştırırsa?”

“Ya yaşına uygun olmayan bir yakınlık yaşamaya başlarsa?”

“Ya bana anlatmayı bırakır ve bütün bunları gizlice yaşamaya başlarsa?”

Bunlar, ebeveynin kaygılanması için oldukça anlaşılır nedenlerdir. Çünkü ergen için duygu gerçek ve yoğun olabilir. Özellikle ilk hoşlanmalarda kişi karşısındakine çok fazla anlam yükleyebilir; sürekli onu düşünebilir, onu diğer insanlardan farklı ve özel görebilir, ilişkinin geleceğiyle ilgili büyük hayaller kurabilir.

Ebeveynin bu noktada yapması gereken, “Bu kadar büyütülecek ne var?” diyerek duyguyu küçümsemek de değildir; çocuğun yaşadığı yoğunluğu olduğu gibi ilişkiye dönüştürmesine izin vermek de değildir. Asıl beceri, bu ikisinin arasındaki -empatik sınır çizen- sağlıklı yolu bulmaktır.


Bakınız:

EBEVEYNİN İLETİŞİM FORMÜLÜ: AYNALAMA + METAFOR


GÖZLÜK METAFORUYLA OBJEKTİF DEĞERLENDİRME BECERİSİNE ALAN AÇMAK

“Bu yaşta bunu nasıl bu kadar yoğun yaşayabiliyor?”

Ebeveynin şaşırdığı noktalardan biri genellikle budur.

Çocuk:

“Ben onu gerçekten çok seviyorum.”

“O benim için herkesten farklı.”

“Onunla olmazsa çok üzülürüm.”

“Bence hayatımın insanı.” diyebilir.

Ebeveynin içinden ise: “Daha 14 yaşında, hayatının insanı ne demek?” düşüncesi geçebilir.

Burada çocuğa: “Sen daha çocuksun, bunun adı aşk değil.” demek yerine, duygunun gerçekliğini kabul edip metaforlar aracılığı ileduyguyla ilgili düşünmeyi öğretmek daha işlevseldir.


Örnek Diyaloglar;

Ergen:

“Ben onu gerçekten çok seviyorum. Bence o da beni çok seviyor.”

Ebeveyn:

“Onun senin için çok özel olduğunu görüyorum ve bunun karşılıklı olduğunu hissediyorsun. Biriyle ilgili güçlü duygular hissetmek ilk defa yaşandığında gerçekten çok yoğun olabilir.”

NOT: Çocuk açısından olumlu görünen cümlelerin ‘sen’ kalıbıyla aynalandığına, olumsuz gibi görünen cümlelerin ise genellenerek ifade edildiğine dikkat edelim. Amaç, direnç oluşturmamak.

Ergen:

“Evet. Sürekli onu düşünüyorum.”

Ebeveyn:

“Biriyle ilgili yoğun duygular yaşanıldığında istemsizce zihin onu düşünür; öfke de olsa hoşlantı da olsa. Senin de elinde olmadan sürekli onu düşündüğünü hatta bundan keyif aldığını (eğer yüz ifadesinde böyle duygular görüyorsanız aynalama yapabilirsiniz) anlıyorum. Birini öfkeyle düşündüğümüzde gözümüze kırmızı bir gözlük takmış gibi oluruz ve o kişiyle ilgili genellikle sadece olumsuz şeyleri görmeye başlarız, objektif olamayız, halbuki bir kişi sadece kötü ya da sadece iyi olamaz değil mi? İleride bize beklenmedik bir iyiliği olabilir mesela. Hoşlantıyla düşündüğümüzde ise pembe gözlükleri takmış gibi oluruz ve kırmızı gözlüklerin tam tersine genellikle o kişiyle ilgili sadece olumlu şeyleri görmeye başlarız ve yine objektif olmakta zorlanırız. Bu açıdan bakınca birini sürekli düşünmekle, o kişiyle ilgili her şeyi doğru değerlendirmek aynı şey gibi değil sanki değil mi?”

Ergen:

“Nasıl yani?”

Ebeveyn:

“Birini çok sevdiğimizde onun güzel taraflarını daha fazla görebiliriz. Bazen de görmek istemediğimiz şeyleri daha az fark edebiliriz. O yüzden birinden hoşlanırken bir yandan da ‘Bu insan bana nasıl davranıyor? Yanında kendimi nasıl hissediyorum? Bana saygı duyuyor mu? Çevresi, diğerleri onu nasıl görüyor?’ diye değerlendirmek, yani arada pembe gözlüğü çıkartıp şeffaf gözlükle de bakmaya çalışmak önemli. Bu açıdan bakarsak, sen nasıl değerlendirirsin?”

Böylece ebeveyn çocuğun duygusunu söndürmeye çalışmaz. Çünkü duyguyu söndürmeye çalışmak direnç oluşturur ve ters etki ile o duygunun daha yoğun-saplantılı şekilde yaşanmasına yol açabilir. Ebeveyn aynalama ve metaforlarla anlatma yöntemlerini kullanırsa çocuk anlaşılmış hisseder ve ebeveyn de duygunun içine düşünme becerisini yerleştirme fırsatı bulur.


ARABA METAFORUYLA SINIRLARI ANLAMASINA YARDIMCI OLMAK

“Bir şeyi hissedebilmek ile onu yapmaya hazır olmak aynı şey değildir.”

Ergenlikte birinden hoşlanmak, yoğun duygular yaşamak ve o kişiye daha fazla yakın olmak istemek gelişimin doğal parçalarından biridir. Ancak çocuğun bir duyguyu yaşayabilmesi ile o duygunun gerektirdiği her davranışa hazır olması aynı şey değildir.

Bu noktada ebeveynin görevi, çocuğun duygusunu ortadan kaldırmaya çalışmak değil; duygularını tanımasına, sınırlarını korumasına, karşısındaki kişinin sınırlarına saygı göstermesine ve yaşına uygun sorumluluklar alarak giderek daha bağımsız kararlar verebilmesine yardımcı olmaktır. Bunu anlatırken en etkili metaforlardan biri arabadır.

“İlişkileri bir arabayı kullanmayı öğrenmek gibi düşünebiliriz. Arabanın motorunun çalışması, her yola çıkmaya hazır olduğun anlamına gelmez değil mi? Önce direksiyonu, freni, aynaları ve trafik kurallarını öğreniriz. Deneyim ve kontrolümüz arttıkça yavaş yavaş önce güvenli alanlarda, ara sokaklarda, sonra şehir içinde, en son otoyolda gibi daha fazla yolu kullanmaya başlayabiliriz. İlişkiler de biraz buna benziyor sanki, ne dersin? Birinden hoşlanmak ve sonrası, araba kullanmayı öğrenmek gibi. Duygu kendiliğinden ortaya çıkabilir. Fakat o duyguyla ne yapacağımızı öğrenmek zaman alır.”

Çocuğa verilecek temel mesaj şudur: “Hislerinin gerçek olması, hissettiğin her şeyi hemen yapmak zorunda olduğun anlamına gelmez.”


ERGENLİĞİN HER DÖNEMİNDE AYNI SINIRLAR GEREKMEZ

Ergenlik tek bir dönem değildir. Çocuk büyüdükçe düşünme, planlama, riskleri değerlendirme, dürtüleri yönetme ve kendi kararlarının sorumluluğunu taşıma becerileri de gelişir. Bu nedenle ebeveynin görevi de çocuğun yaşı ve gelişimiyle birlikte değişmelidir. Ancak burada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, 18 yaşın beynin gelişiminin tamamlandığı kesin bir sınır olarak düşünülmemesi gerektiğidir. 18 yaş hukuki ve toplumsal açıdan önemli bir dönüm noktası olabilir; ancak beynin planlama, karar verme, dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirmeyle ilişkili bölgelerinin gelişimi bu yaşta bir anda tamamlanmaz. Bu gelişim genç yetişkinlik boyunca devam eder.

Aşağıda verilen yaşları kesin sınırlar olarak değil, yaklaşık gelişim dönemleri olarak düşünmek gerekir.


1. ERKEN ERGENLİK | YAKLAŞIK 10–13/14 YAŞ

Bu dönemde birinden hoşlanma başlayabilir ve çocuk bu duyguyu oldukça yoğun yaşayabilir. Bir kişiyi sürekli düşünmek, mesajını beklemek, onun söylediklerine büyük anlamlar yüklemek veya “Bence o diğer herkesten farklı.” deme gibi durumlar görülebilir. Bu yaşlarda çocukların düşünceleri daha ya hep ya hiç şeklinde olabildiğinden, hoşlandıkları kişiyi idealize etmeleri de daha kolay olabilir.

Bu dönemde ebeveynin asıl görevi; duyguyu küçümsemeden çocuğun hayatındaki yerini dengede tutmasına yardımcı olmaktır.

Çocuğun:

  • arkadaşlıklarını sürdürmesi,
  • okul ve günlük sorumluluklarını devam ettirmesi,
  • hobilerine ve kendi yaşamına zaman ayırması,
  • hoşlandığı kişiyle ilgili duygularını konuşabilmesi,
  • kişisel sınırları ve “hayır” demeyi öğrenmesi önemlidir.

Bu dönemde daha fazla bağımsızlık vermekten çok, güvenli sosyal alanlar oluşturmak ve çocuğa ilişki becerilerinin temelini öğretmek ön plandadır.

Araba metaforuyla:

“Bu yaşlarda birisine karşı yoğun duygular hissetmek arabayı öğrenmeye yeni başlamak gibi. Arabayı kullanmayı öğreniriz ama başında henüz her yola tek başına çıkamayız değil mi? İlk başlarda güvenli alanlarda, örneğin 30 kilometrelik bir hızla ilerleyerek yavaşça denememiz gerekir. Çünkü yol daha kontrollü olur, çevremizdeki insanlar ve durumlar daha yakından takip edilebilir. Bu yaşlarda birinden hoşlanmak da böyle aslında değil mi? Bu duyguyu yaşayabilirsin, onu merak edebilirsin. Ama güvenliğimiz için duyguyu tanıyarak kontrollü şekilde ilerlememiz gerekir.”

Ergen:

“Ama ben onu çok seviyorum. Sürekli onunla konuşmak istiyorum.”

Ebeveyn:

“Onunla konuşmanın seni çok mutlu ettiğini ve gün içinde aklına sık sık geldiğini görüyorum.”

Ergen:

“Evet, onunla daha çok görüşmek istiyorum.”

Ebeveyn:

“Bunu istemen çok anlaşılır. Birinden hoşlandığımızda onunla daha fazla vakit geçirmek isteyebiliriz. Ama arabayı yeni kullanmayı öğrenirken önce kontrollü yollarda ilerleme örneğindeki gibi düşünebiliriz. Hem onu tanıyabileceğin hem de kendi hayatını güvenle sürdürebileceğin bir denge kurmak önemli. Bunun için acele etmeden en güvenli yol ne olabilir sence?”

Burada ebeveyn: “Sen daha küçüksün, ilişki yaşayamazsın.” demek yerine çocuğa yakınlığın da yaşa ve sorumluluğa göre kademeli ilerleyebileceğini öğretmektedir. Konuşmanın devamında kişisel sınırlar ve “hayır” deme becerisi üzerine rol-play çalışılabilir.


2. ORTA ERGENLİK | YAKLAŞIK 14–16/17 YAŞ

Bu dönemde romantik ilişkiler daha belirgin hâle gelebilir. Genç daha fazla mahremiyet, arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirme ve kendi kararlarını verme isteği gösterebilir. Bu dönemde ebeveynin görevi yalnızca “izin veren veya vermeyen” olmaktan çıkar. Artık çocuğa şu soruları düşündürmek daha önemlidir:

  • Bu ilişkide kendimi nasıl hissediyorum?
  • Karşımdaki kişi sınırlarıma saygı duyuyor mu?
  • Ben onun sınırlarına saygı duyuyor muyum?
  • Bir sorun olduğunda konuşabiliyor muyuz?
  • Bu ilişki arkadaşlıklarımı, okulumu veya günlük hayatımı tamamen kaplıyor mu?
  • Bir şeyi istemediğimde “hayır” diyebiliyor muyum?
  • Karşımdaki kişi benim “hayır”ımı kabul ediyor mu?

Örnek

Ergen:

“Artık benim kimle görüşeceğime karışmamanız gerekiyor.”

Ebeveyn:

“Kendi kararlarını vermek isteğinin arttığını ve daha fazla özgürlük istediğini anlıyorum.”

Ardından:

“Hatırlıyor musun seninle araba metaforu üzerinden konuşmuştuk, zaten araba kullanma becerilerimiz geliştikçe arabanın kullanıldığı yol da değişebilir. Biraz deneyim kazandıkça şehir içinde daha fazla yol kullanmaya başlamak gibi düşünebiliriz. Mesela bu yaşlarda hız sınırını 80 olarak düşünelim. Artık daha fazla yere gidebilirsin ama bu, frene hiç ihtiyacın olmadığı anlamına gelmez. Çünkü hız arttıkça kontrolün de daha önemli hâle gelir. İlişkilerde de özgürlük arttıkça sorumluluk artar, değil mi? Örneğin hız arttıkça aynalara bakmak, yolu takip etmek ve gerektiğinde fren yapabilmek daha önemli hâle geliyor. Sen büyüdükçe biz de bazı kararlarını daha fazla sana bırakabiliriz. Ama bunun yanında kendi güvenliğini koruyabilmen, sınır koyabilmen ve yaptığın seçimlerin sorumluluğunu taşıyabilmen de önemli. Sence bunu nasıl anlayabiliriz, güvenliğini nasıl koruyabilirsin?”

Bu yaklaşım “Özgürlük istiyorsan sorumluluk al.” mesajını tehdit gibi değil, gelişimin doğal bir parçası olarak verir.


3. GEÇ ERGENLİK | YAKLAŞIK 17–19+ YAŞ

Bu dönemde genç yetişkinliğe yaklaşır ama yetişkin değildir ve ebeveynin rolünün de giderek değişmesi gerekir. Ancak 18 yaşına girmek, beynin gelişiminin bir gecede tamamlandığı anlamına da gelmez. Bu nedenle amaç artık her kararı ebeveynin vermesi değil, gencin kendi kararlarını değerlendirebilme kapasitesini güçlendirmektir.

Örnek

Genç:

“Artık kendi hayatımla ilgili kararları kendim verebilirim.”

Ebeveyn:

“Kendi hayatınla ilgili kararlarının sorumluluğunu daha fazla almak istemeni anlıyorum. Zaten büyüdükçe bunun böyle olması gerekiyor. Benim niyetim senin yerine direksiyonu tutmak değil. Gerektiğinde frene basabileceğini, yanlış bir yola girdiğinde yönünü değiştirebileceğini ve zorlandığında yardım isteyebileceğini bilmen. Artık sadece şehir içinde değilsin yavaşça otobana çıkmaya hazırlanıyorsun. Diyelim ki burada hız sınırımız 100. Daha hızlı gitmek, daha fazla özgürlük demek olabilir ama aynı zamanda daha fazla sorumluluk demek. Çünkü otobanda sadece direksiyonu çevirmek yetmez. Yolun tamamını takip etmek, önündeki araçları fark etmek, arabalar sollarken sakin kalmak, gerektiğinde hızını azaltmak ve bir sorun olduğunda ne yapacağını bilmek gerekir. İlişkilerde de benzer şekilde, özgürlük arttıkça öz-denetim, sınır koyma, sorumluluk ve sonuçları değerlendirme becerileri daha önemli hâle gelir.”

Böylece ebeveynin rolü direksiyonu elinde tutan kişi olmaktan, gerektiğinde yol gösteren kişiye doğru değişir. Ve devamında fiziksel yakınlık sınırları üzerine emniyet kemeri metaforuyla konuşulabilir.


EMNİYET KEMERİ: YAŞLA DEĞİŞMEYEN SINIRLAR

Araba metaforunda bazı şeyler hızla birlikte değişebilir. 30'luk yolda başka, 80'lik yolda başka, 100'lük yolda başka bir özgürlük alanı olabilir. Ama emniyet kemeri her hızda takılır. İlişkilerde de bazı sınırlar yaş büyüdükçe ortadan kalkmaz.

Örneğin:

  • kişinin istemediği fiziksel yakınlığa zorlanmaması,
  • “hayır” dediğinde bunun kabul edilmesi,
  • tehdit veya şantajla bir şey yaptırılmaması,
  • mahremiyetin ihlal edilmemesi,
  • kişinin istemediği mahrem içerikleri paylaşmaya zorlanmaması,
  • bir ilişkinin kişinin arkadaşlarından, ailesinden veya hayatındaki diğer alanlardan koparılmasına dönüşmemesi için;

rahatsız edici veya korkutucu bir durum olduğunda yardım isteyebilmesi “emniyet kemeri” gibi düşünülebilir.

Çocuğa anlatmak için şöyle bir giriş yapılabilir:

“Arabanın hızını zamanla artırabilirsin ama emniyet kemerini hız arttıkça çıkarmıyoruz değil mi? Hatta daha önemli hale geliyor. Çünkü bazı güvenlik kuralları yol değişse de değişmiyor. İlişkilerde de bazı şeyler yaşla birlikte değişebilir; daha fazla özgürlük, daha fazla mahremiyet, daha fazla kendi kararını verme gibi. Ama birinin ‘hayır’ına saygı duymak, kendi ‘hayır’ını korumak ve seni rahatsız eden bir durumda yardım istemek gibi bazı kurallar her zaman geçerli. Sence bir ilişkide genel olarak bunların gerekebileceği durumlar neler olabilir?”


AYNALAMA + METAFORLA SINIR KOYMA

Burada önemli olan, sınırı doğrudan ve sert biçimde söylemek yerine önce çocuğun yaşadığı şeyi aynalamak, sonra sınırı metafor üzerinden anlaşılır hâle getirmektir.

Ergen:

“Onunla yalnız görüşmek istiyorum.”

Ebeveyn:

“Onunla daha yakın bir ilişki kurmak istediğini ve baş başa kalabileceğiniz zamanların senin için önemli olduğunu anlıyorum.”

Ardından:

“Ancak bunu büyüdükçe arabayı kullanırken de daha fazla yolu kullanmaya başlamak gibi düşünebiliriz sanırım. Mesela ara sokakta 30 kilometreyle gitmekle otobanda 100 kilometreyle gitmek aynı şey değil, değil mi? Hız arttıkça yolu daha iyi takip etmek, çevrendekileri fark etmek ve gerektiğinde frene basabilmek daha önemli hâle geliyor. İlişkilerde de yakınlık arttıkça kendi sınırlarını koruyabilmek, karşındaki kişinin sınırlarını fark edebilmek ve bir şey seni rahatsız ettiğinde durabilmek daha önemli olabilir. O yüzden biz de sana daha fazla alan açmak ancak bunu kendini koruyabileceğin ve sorumluluğunu taşıyabileceğin şekilde adım adım yapmak istiyoruz. O yüzden bazı şeyleri şu anda daha kontrollü tutmamız gerektiğini düşünüyorum. Sence bunu hem sana alan açarak hem daha kontrollü nasıl yapabiliriz?”

Burada ebeveyn “Çünkü ben öyle istiyorum.” demek yerine sınırın nedenini açıklamaktadır. Ve sonunda yönelttiği soruyla çocuğu ortak noktaya buluşmaya davet etmektedir.


“SEN DAHA ÇOCUKSUN” YERİNE “YOLU BİRLİKTE ÖĞRENİYORUZ”

Çocuğun yaşı ilerledikçe sınırların tamamen ortadan kalkması değil, sınırların niteliğinin değişmesi gerekir. Erken dönemde ebeveyn daha fazla koruyucu olabilir. Orta dönemde ebeveyn daha fazla rehberlik eder. Geç ergenlikte ise genç, kararlarının sorumluluğunu giderek daha fazla kendisi taşır. Araba metaforunun özü de budur:

“Sonsuza kadar ben direksiyon tutmayacağım. Ama direksiyonu sana bırakırken freni kullanmayı, aynalara bakmayı, yolu okumayı ve gerektiğinde durmayı da öğrenmeni istiyorum.”

Çünkü ebeveynin amacı çocuğun hoşlanmasını, âşık olmasını veya romantik duygular yaşamasını engellemek değildir. Amaç, çocuk büyüdükçe onun:

“Birini sevebilirim ama kendimi kaybetmem.”

“Birinden hoşlanabilirim ama her istediğimi yapmak zorunda değilim.”

“Karşımdaki insanın sınırlarına saygı duyarım ve kendi sınırlarımı da korurum.”

“Bir ilişkide sorun olduğunda bunu fark edebilirim.”

“Yanlış bir yola girdiğimi fark edersem yönümü değiştirebilirim.”

“Yardıma ihtiyacım olduğunda aileme gelebilirim.”

“Ebeveynime bir şey anlattığımda beni önce anlamaya çalışacağını biliyorum.”

Çünkü güvenli ebeveynlik, bütün davranışlara izin vermek değildir. Empati (aynalama) sınırı ortadan kaldırmaz; sınırın çocuk tarafından duyulabilmesini sağlar. Ebeveynin amacı çocuğun duygularına duvar örmek değil, büyüdükçe o duygularla birlikte daha sağlıklı kararlar verebilecek bir iç pusula geliştirmesine yardımcı olmaktır.

Temel mesaj: “Amacım sana ne hissedeceğini söylemek değil. Hissettiğin şeyi anlamana, kendini korumana ve zaman içinde kendi sağlıklı seçimlerini yapabilmene eşlik etmek istiyorum.” olmalıdır.


PSİKOLOG&EĞİTMEN EMİNE RUMEYSA KANGAL